Kitaplar seni çağırıyor


Madem dünya denilen yerde yaşıyoruz, uzaklara hiç gidemiyoruz. Birileri uzakları yazsın okuyalım diyoruz. Bu uzaklık hem mesafe hem zaman uzaklığı olduğunda bana çok daha çekici geliyor. Yazarı ölmüş kitap karizması diye bir şey var.

Bir gün bir tabloya bakarken içinde resmedilen insanların artık ölü olduğunu düşündüm. Bilmiyorum sana belki tuhaf gelecek ama ilk kez oldu bu. O günden beridir de özellikle portrelere bakarken sanki ilk filtrem içindekilerin ölü oluşları.  Kitaplar da aynı sınıflandırmaya dahil oldu sonra. E bunu yazan adam öldü,  ilham aldıkları bile sahneden silindi belki. Ama tarih tekerrür den ibaretse bu detaylara ne gerek var değil mi?

Burada, okuduğum kitaplardan fazla bahsedemedim. Kitaplarla ilişkim hep bir şekilde devam etti. Bazen birbirine referans teşkil eden kitapları seçtim, bazen kitaplar beni çağırdı. Bazen birbiriyle alakasızmış gibi görünen kitaplar art arda okuduğumda formül tamamlandı gibi geldi sanki.

Yaşlanınca okurum dediğim kitaplar vardı. Geçen yıl onlardan birini bitirdim. Proust ile Kayıp Zamanın İzinde dolaştık. Şimdilerdeyse Robert Musil Niteliksiz Adam'ı okumaya başlıyorum. Bitirince hakkında birşeyler paylaşmayı düşünüyorum. Bu da Besmelesi olsun.

 

Blogroll

sardunya, yasemin, zeytin, jacobinia, lonicera, hydrangea