Hayat var - Reha Erdem


***Filmle alakalı içerik bilgisi içerir. İzlenmeden okunmaması daha iyi olabilir.


Bir sürü derdimiz var ya bizim...
Hani kadınız ve hangi şey neyle uyar bileceğiz ve bu düşünceyle yoğrulmuş fikirlerimizi hayata geçirmek için didinip duracağız ya...
Hani tıka basa dolu midemizle, tıka basa dolu gardrobumuzdan kombinler sereceğiz ya ortalara...
Süslenip püslenip beğenilmek isteyeceğiz ya...
Saç tonumuzu yeterince iyi tutturamadı diye kızacağız ya kuaföre...
Televizyondaki tipleri eleştirip sinirleneceğiz ya.

İşte tam o anda bir çocuk denizin içindeki çukura düşüyor.
O anda bir çocuğun ayağını kesiyorlar.
Tam o anda bir çocuğun ırzı bir bakkal rafına emanet.

Hayallerini babasının sandalıyla denize uğurlarken, gizliden tüttürürken, sevgisiz kalması yetmiyormuş gibi, sevgi gösterilerini obsesif halleriyle süslemiş takıntılı komşu teyzesinin avuçlarından kurtulmaya çalışırken, ciğerlerini öksürüğüyle dışarıya atıp kurtulmak isteyen dedesinin Mushaf kabındaki parasını aşırırken, aynı şarkıyı söyleyen Hayat, her şeyi olmasını istediği forma sokabilecek bir çeşit hokus pokus aradığı için mi acaba hep belirli bir ritimle mırıldanıyor?

Gözlerini kapatıp açıyorsun ve kabus devam ediyor. Yine aynı evin zamanına uyanmak zorunda olduğunu düşünürken, daha beteri oluyor, televizyon gitmiş. Bir tek şarkı söyleyen bebeğin var ve sen ne kadar siyahsan o o kadar beyaz şarkılar söylüyor. Belki de bu yüzden zavallı hindilerden öç almaya çalışıyorsun. Çünkü hükmün yalnızca onlara geçiyor.

Sonra sokakların içinde eriyip gider yaşanamamış çocukluğun yanık sesi.
Ancak arabesk paklar zaten o dumanı.
Sonra bir şey olur.
Kendini maviliklerde bulursun.
Yalnız değilsindir.
Baban bile yokken, hayat vardır.

 

Blogroll

sardunya, yasemin, zeytin, jacobinia, lonicera, hydrangea