Soma dili ve edebiyatı


Hepimizin acıyı yaşama şeklinin farklı olabileceğini düşünmüyorlar. Acı çekerken gülümsemeye, takdiri ilahi diyerek iç soğutmaya uğraştığını illa ilan etmen gerek. Ben aslında çok duyarlıyım ve siz dua edenler çok cahilsiniz! diyor bi tanesi. Bir "ya sabır" da bunlar için çekmem gerekiyor.

Okumak korkutuyor beni. İnternet yazarının güneş kremi, fondöten, eyeliner markasını kaza fotoğrafının altına iliştirmiş olabileceği fikri aniden içimde uyanıyor. Pek sorumlu ve halkçı siyasetçiler, gasteciler, aktivistler marka gözlükleri, çantaları ve çizmeleriyle yüreğime yeni çentikler atıyorlar. Marka, kalite ve kapitalite diyorum. Hepimizin alnına yazılmış hayat hikayesi, koskaca logoların altında ezilirken, kolay mı sanıyorsun bir yüze bakabilmek. Seni bilmem. Ben korkuyorum.

Suçlu aramak kimsenin tekelinde değildir, herkes meşrebince eteğinin altındaki taşları dökmelidir. Amenna. Fitneden ve fitneciden, markadan mamül bir fitne aracına dönüşmekten Allah'a sığınırım.

Kader ne demek bilmiyorken,  bu kader değil diyor öbürü. Bir "ya sabır" daha benden. Yaptıkların ve yapacakların,  tıpkı bir robotu tasarlayan mühendis gibi O'nun ilmindedir ve yazılmıştır. Kader kabaca budur. İnsanlar başlarına kötü olay gelince kaderi hatırladıkları için, kaderi hep kötü örneklerle andıkları için, zihinlerinde facia = 'haşa' kahpe kader dedikleri için yanılır. Oysa ölümleri görüp kendilerinin de bir gün, yarın ya da 5 dakika sonra aniden ölebileceklerini düşünüp yaşantılarına format atabilsinler diye böyle toplu ölüm hadiseleri meydana gelir. Hiç ibret almazlar mı derken de Kuran, kafamıza vura vura, eğer Allah'ın sana sunduğu imkanları senden yardım bekleyenlere iletmek yerine daha öncelikli olarak gördüğün lükslere ayırırsan, yani 'azarsan' hak sana bu belayı da yazar der. Bu bela şehide ve yakınlarına yazılmamıştır, onlar kurtuluşa erdi. Şehitlerin şefaati ordaki halka fazlasıyla yeter. Gidenler tertemiz gitti. Kalanlarsa üç günlük dünyalarında fakirliği ve sevdiklerinin acısıyla sınanıp püri pak olmuşlar zaten. Bizse leş gibiyiz. Milyar tane çiçeğin özünden damıtılmış şişelerce parfüm bu insandan çok şeytana yakın bedenlerimizin kokusunu örtmeye yetmez.

Çünkü biz inandık dedik. Cumadan cumaya camiye gidenlere kızdık,  yalnızca Ramazan gelince müslüman olanlara kızdık. Başını örtüp dar kıyafetler giyene, makyaj yapana kızdık. Zekat vermedik. E çok borcumuz vardı. Faizle işyerleri açtık. Kredi kartlarımızla stil satan alışveriş hortumlarına kapıldık. Mübarek günlerde, Peygamberimiz aniden gelse utanacağımız hallerde, düğünler, eğlenceler tertipledik. İnandık dedik ve hızlı hızlı okuduğumuz Kur'an'ı,  çat pat kıldığımız namazı, alt manzaramızda " Allah'ın Evi " olan otellerde hacları, umreleri katlettik.  Sonra dua ettik. Ve yüzsüzce bu dualar niye kabul olmuyor diye isyan ettik. Acaba inandık demeseydik ne yapacaktık? Milyarlık telefonlarımız bizi o gün de kurtarabilir mi? Hesap gününde selfie keyfi!!!

Yani kınadığımız şeylerin katbekat beterini yaşadık, yaşıyoruz kardeşim. Herkes inancını nefsini ne kadar törpüleyebilmişse işte o kadar yaşayabiliyor. Bunu kabul et. Önce kendine bak. Kendini düzelt. Emin ol sen kendini düzeltince dünya düzelecek. Başkasını üzünce, eleştirince neyi değiştirdiğini zannediyorsun? İyilik ettiğini düşünerek yeterince kalp kırmadın mı? Etrafı yakıp yıkmakla,  insanları aşağılamakla yol alabiliyor muyuz? Aynaya bakalım. Mümin müminin aynasıdır. Sende eleştirdiğim ne varsa benim eksikliğimdir. Buna bu yazı da dahil. Beni affet kardeşim.

Nefesim, kalemim, cümlem beni benim şerrimden koruyan Allah'ın hizmetinde olsun.





 

Blogroll

sardunya, yasemin, zeytin, jacobinia, lonicera, hydrangea